ENSEST, CİNSEL TACİZ VE İSTİSMAR, TECAVÜZ

 

HAZIRLAYAN : MERYEM GÜLTEKİN

AİLE VE SİSTEM DİZİMCİSİ/TERAPİSTİ

AİLE/SİSTEM DİZİMLERİ EĞİTİMİNDE HAZIRLADIĞIM MAKALEMDİR. İSİM VE KAYNAK BELİRTİLMEDEN İZİNSİZ KULLANILAMAZ. EMEĞE SAYGI AMACIYLA YAZININ BÜTÜNÜNÜ KOPYALAMAK YERİNE LİNKLERİN PAYLAŞILMASINI VEYA ALINTI YAPILMASINI RİCA EDERİM.

BEN DAHA ON YAŞINDAYDIM

Baba biliyor musun ne yaptığını bana

Sen bekaretimi bozdun

Bir gecede baba

Ben daha on yaşındaydım

Sen odama süzülüyordun

Tekrar tekrar

Öyle acıyordu ki baba

Ben daha on yaşındaydım

İçinde bana yer yoktu baba

Benim köprülerimi yıkıyordun

Çocukluktan kadınlığa

Ben daha on yaşındaydım

Dört acımasız yıl

Hor kullanım ve gözyaşları

Nasıl olgunlaşacaktım baba

Sorumlu olmayı öğrenmek ve seçmek

Ben daha on yaşındaydım

Sen beni sığınaklarımdan zorla çıkarıyordun

Ben yüzüme bir kitap tutuyordum

Ve “hiç olmamış”ı oynuyordum baba

Senin bedenimi parçalamanı

Arzularımı ve kendimi

Şimdi sen öldün baba

Çaresiz sandın beni

Acıların içinden yolculuğuma

Bu yolculuğun her kavşağında

Gölgeler kafama biniyorlardı

Ümitsizce kadın ve anne olmak istiyordum ben

Hissiz bacaklarımın arasında seni unutmak

Ancak çamaşır yıkarken bile

Kendimi çocuksu hissediyorum

Ve o kadar yersiz

Çünkü

Her adım savaşa dönüşüyordu baba

Tüm yaşam gücümü tüketiyordu

Bekaretim öldüğünden beri

Bir geceden sonra ve bir zamandan

O zaman ben on yaşındaydım

Sen beni zaptettin baba

Şimdi elli yaşındayım

O zamandan beri hala ağlıyor, savaşıyorum

Beni lanetlediğinden beri

On yaşında kalmaya.

 Irıs GALEY

“Bisikletten düştüğümüzde bile bir travma yaşarız. Taciz hangi boyutta olursa olsun kişinin bedeninde ve ruhunda duvar oluşturur. Hissizliğin hissi, zırh olur.” Mehmet Zararsızoğlu

 

ÇOCUK İSTİSMARI

Bütün toplumlarda anne babaların istekleri, eğitimcilerin çabaları çocukların bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden sağlıklı bir biçimde büyümesi, topluma yararlı ve bağımsız bir yetişkin olması doğrultusundadır.

İnsan yaşamı bir bütündür ve bu bütündeki çeşitli aşamalarda insanın bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yapısı değişiklikler gösterir. Çocuğu ve gelişimini tanımak, insanı tanımaktır. Yaşamın ilk yıllarında temeli atılan gelişim, çocuğun ileri yaşlardaki yaşantısını büyük ölçüde etkileyecek bir süreçtir.

Çocukluk döneminde, büyüme, gelişme ve olgunlaşma sürecinde çocuk, çeşitli insanlarla etkileşim içindedir. Özellikle anne baba, bakıcı ve öğretmen gibi zamanının büyük bir bölümünü birlikte geçirdiği yetişkinlerden etkilenmemesi mümkün değildir.

Bu etkilenmeler, olumlu olabildiği gibi olumsuz da olabilir:

Sevgi, güven, hoşgörü ortamında yetişmiş bir çocuk, güvenli ve olumlu bir yetişkin olacaktır.

Oysa herhangi bir şekilde olumsuz davranış ve istismara uğrayan bir çocuk, gelişiminde olumsuzluklara neden olduğu için tüm yaşamı boyunca, uğradığı davranışın olumsuz izlerini üzerinde taşıyabilir.

ÇOCUK İSTİSMARI VE İHMALİ

Çocuk istismarı ile ilgili ilk önemli çalışma 1946 yılında John Caffey tarafından yayımlanmıştır. 1962 yılında Dr. Henry Kempe tarafından 447 dövülmüş çocuk incelenmiş, bundan sonra ABD başta olmak üzere tüm dünya ülkelerinde konuyla ilgili yoğun araştırmalar yapılmıştır.

t1Çocuk istismarı,  fiziksel ya da psikolojik olarak bir çocuğa bir yetişkin tarafından kötü davranılmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir.”

Başka bir tanım da; çocuğun sağlık, büyüme ve gelişmesini olumsuz olarak etkilenmesine neden olan her türlü fiziksel, duygusal ve/veya cinsel ihmal veya ihmale neden olacak ticari reklam amaçlı ya da diğer bütün etkileme şekilleri de dahil olmak üzere her türlü tutum ve davranışlara maruz kalmasıdır. 0-18 yaş grubundaki çocuğun kendisine bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından zarar verici, kaza dışı, önlenebilir davranışa maruz kalmasıdır.

Bu istismar ve ihmalin açıklanması konusunda birçok ülke yönetimi kendi yasal tanımlarını yapmıştır ve nelerin çocuklara kötü davranma olarak tanınması kendi yasa ve ceza kanunlarına göre değişmektedir.

2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesine göre, “ Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insan çocuk sayılır.”

İstismar ve ihmal, evde veya kurumlarda (kreş, okul, yetiştirme yurtları, iş yerleri, cezaevi, hastane) olabilir.

Aktif bir olgu olarak nitelendirilen istismar ise anne, baba ya da bakıcının çocuğa zarar vermesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Çocuk istismarı istem dahilinde fiziksel zarar verme, çocuğun kötü beslenmesine yol açma, cinsel istismar, çıkar için kullanma, bundan da öte çocuğun normal fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişimini kısıtlayıcı her türlü faaliyette bulunmayı içermektedir.

İhmal ve istismarı birbirinden ayıran en temel nokta istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir durum olmasıdır. Çocuk ihmal ve istismarı, çocuğun normal fiziksel ve zihinsel gelişimini kısıtlayıcı olan fiziksel, duygusal ve cinsel ihmal ve istismarı içermektedir. Ancak bunları birbirinden ayırmak oldukça zordur.

Çocuk istismarı ihmal, fiziksel, duygusal ve cinsel istismar olarak dört başlık altında araştırılmaktadır.

Çocuk ihmali, genelde ailenin, ilgili kurumların ya da devletin çocuğa karşı en temel sorumluluklarını yerine getirmemesi şeklinde tanımlanabilir. Bir bütün olarak toplum, kurumlar ve bireyler tarafından geliştirilen ihmal davranışı, çocukların eşit hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılması sonucunda onların en üst düzeyde gelişimlerini engelleyici davranışlar olarak ortaya çıkmaktadır.

Çocuğun bakım ve beslenme gereksinimlerinin yeterince karşılanmaması, gerekli tıbbi müdahalelerin yapılmaması, anne baba olarak çocuğa karşı danışmanlık görevinin yeterince yerine getirilmemesi ve çocuğun tek başına bırakılması ihmal davranışına örnek olarak verilebilir.

t3Fiziksel istismar, istismarın en iyi tanınan şeklidir. “Bir kaza olmaksızın, fiziksel travma ya da yaralanmalarla sonuçlanan herhangi bir davranış biçimi” olarak tanımlanır. Çimdiklenme, ısırma, vurma, tekmeleme, yakma veya herhangi bir şekilde çocuğun bedenine zarar vermektir. Yaraların yeri, sıklığı istismardan şüphelenmeye yönlendirmelidir.

Duygusal istismar, sistemli bir şekilde çocuğun aşağılanması ya da görmezlikten gelinmesi,…gibi çocuğun sağlıklı gelişmesini ciddi bir biçimde etkileyen davranış kalıpları olarak kabul edilir. En sık görülen ancak en zor anlaşılan istismar biçimidir. Duygusal istismar; ihmal, fiziksel istismar ve cinsel istismar gibi tüm istismar türlerine eşlik eder.

Duygusal istismar, kasıt ve verilen zararla ilişkilidir. Eğer davranışın altında kasıt/niyet varsa bu zarar verme amacını da beraberinde getirir ve ileri düzeyde istismara girer. “Sen doğmasan her şey daha iyi olacaktı” gibi…

Duygusal istismar değerlendirmesinde çocuğun, ana babanın ve aile dinamiklerinin çok iyi irdelenmesi gerekmektedir.

CİNSEL İSTİSMAR

Çocuk istismarı tipleri içerisinde saptanması en zor olanı cinsel istismardır. Bu olayın en önemli boyutu bildirilmemesi ve olayın gizlenmesidir. Cinsel istismar, özellikle kısa ve uzun dönemli etkileri açısından çok önemlidir.

Çocukların cinsel istismarı uzun yılar tartışılmamış, üzerinde çalışılmamış çeşitli nedenlerden dolayı profesyonel açıdan birçok güçlükler içeren, çok hassas bir konudur.

Çocukta cinsel istismar için literatürde pek çok terimin kullanıldığı görülmektedir. Ancak bunlar bazen birbirine karışmakta, yeterli ve açık bir tanımlama getirmemektedir. Çok sayıda tanımın olmasından dolayı karışıklığı ve tutarsızlığı önlemek amacıyla NCCAN (Amerikan Ulusal Çocuk İstismarı ve İhmali Merkezi)’nın 1991 yılında yayınladığı tanım benimsenmiştir.

“Çocuk ve erişkin arasındaki temas ve ilişki, o erişkinin veya başka birinin cinsel stimülasyonu (uyaran) için kullanılmışsa, çocuğun cinsel olarak istismarı olarak kabul edilir. Cinsel istismar, diğer bir çocuk tarafından eğer bu çocuğun diğeri üzerinde belirgin bir gücü ve kontrolü söz konusuysa veya bariz bir yaş farkı varsa da gerçekleştirilebilir.”

t10Çocukların cinsel istismarını Kempe(1978) şu şekilde tanımlamıştır.

“Bağımlı ve gelişimsel olarak olgunlaşmamış çocuk ve adolesanların bilinçli olarak onay vermeye muktedir olmadıkları, bütünüyle algılayamadıkları veya ailevi rollerle ilgili sosyal tabulara ters düşen cinsel aktivitelerde taraf olmaları cinsel istismardır.”

Başka bir tanım da çocuğun, bir erişkinin cinsel gereksinim ya da isteklerinin doyumu için cinsel nesne olarak kullanılması ya da kullanılmasına göz yumulmasıdır.

“Cinsel sömürü” cinsel istismar yerine sıklıkla ve özdeş olarak kullanılan başka bir terimdir. Bu terim son derece doğru kabul edilmektedir, çünkü bu çocuklar veya yetişkinler giderek gelişmekte olan kişilikleri hiçe sayılarak ve hiçbir seçim hakkı verilmeksizin ilişkiye zorlanmakta ve sömürülmektedir. Cinsellik yoluyla para kazanmayı da içerir. Çocuk ve adelosanlar sömürüye maruz kalırlar çünkü cinsel istismar onların gelişimsel olarak belirlenmiş, bedenleri üzerindeki kontrollerini, kendi tercih haklarını ellerinden alır ve kurbanı istismarcıyla aynı düzeyde bir cinsel partner haline getirir. Genelde bir yabancının gerçekleştirdiği şiddet içeren tek bir saldırıda zorlama olsun ya da olmasın çoğunlukla yıllar süren ensestiyöz ilişkilerde de sözü edilen sömürü bulunmaktadır.

Cinsel istismarda birçok kişinin kurban veya istismarcı rolünde yer alması mümkündür. Genellikle istismarcılar yetişkin, kurbanlar çocuktur. İstismarcının ergen, kurbanın daha küçük olması da mümkündür. Hatta aynı yaştaki iki çocuk arasında da istismar gelişebilir, çocuklardan biri zihinsel gerilikten dolayı daha alt bir gelişimsel aşamada olabilir.

Cinsel istismar genital bölgeleri elleme, teşhircilik, röntgencilik, pornografide kullanımdan tecavüze kadar çok geniş bir yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır.

Cinsel istismarın tüm dünyada yaklaşık %50’si bildirilmektedir. Bildirilmeme nedeni çocuğu cinsel olarak istismar eden kişinin çocuğu tehdit etmesi ve korkutmasından kaynaklanmaktadır.

Briere (1988) cinsel istismarın çok hırpalayıcı ve şiddet içeren faaliyetlerden çocuğa zarar vermeyen bir ilişki formuna kadar uzandığını belirtmektedir. Kurban açısından en travmatik cinsel istismar türleri arasında ayinsel istismarı, aynı zamanda birden çok istismarcının aktif olduğu durumları ve çeşitli objelerin vücuda sokulduğu ilişkileri saymaktadır.

Shergold (1990) cinsel istismarın çocuğun üzerindeki etkisini “ruhun ölümü” olarak tanımlamıştır. İstismara uğramış bazı çocuklar sanki içlerinde –ta derinlerde bir şeylerin bozulduğunu, parçalandığını hissettiklerini dile getirmiştir.

Cinsel istismar, çocuk ve gencin hem yakın hem de uzak gelecekteki ruhsal ve sosyal uyumunu etkileyen çok önemli bir sorundur. İstismarın sıklığına, sürekliliğine, türüne ve istismarın yakınlık derecesine bağlı olarak etkisi değişmektedir.

Cinsel istismarın belirtileri duygusal, davranışsal ve sosyal sorunlar bağlamında ortaya çıkar ve bazı çocuklarda belirtiler görülmez. Bunun nedeni ise deneyim belirti çıkaracak düzeyde olmayabilir. Bu çocuklar istismara ilişkin güçlüklerle baş edebilecek güçte ve korunma düzeyi yüksek çocuklar olabilir.  Ya da klinisyenler ve araştırmacılar istismarın neden olabileceği sorunları nasıl ortaya çıkarabileceklerini tam olarak bilmiyor olabilirler. Veya çocuklar “kaçınma savunma düzeyini” kullanarak, istismara ilişkin çatışma ve sıkıntılarını başarılı bir şekilde bastırabilir ve bu yol kısa süreli de olsa işlevsel olmuş olabilir.

Araştırmalar, cinsel istismara uğramış bireylerin daha sonra yeniden istismara uğrama olasılıklarının yüksek olduğunu göstermektedir. Çünkü bireylerin yaşadıkları cinsel davranış o zaman diliminde, kendi davranış şekline uymayan bir davranıştır. Bu nedenle yeterlilik duygusu azalır ve kendilerini değersiz hissederler. Ve en önemlisi de çaresizliğin öğrenilmesidir. (Khahe ve ark. 1999)

Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımı incelendiğinde %30 unun 2-5, %40 ının 6-10, %30 unun 11-17 yaş grubunda olduğu görülmektedir.  Bir başka deyişle olguların %70 ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. İstismarcıların %96 sı erkek, %80 i de çocuğun tanıdığı birisidir.

t16CİNSEL TACİZ

Çocuğa yönelik cinsel taciz, bir yetişkin ya da yaşça daha büyük bir çocuğun çocukla yaptığı her türlü cinsel aktivitedir. Bu aktivite çocuğun cinsel organlarını okşamayı, çocuğa diğer kişinin cinsel organlarını okşattırmayı; ağız yoluyla cinsel organa dokundurmayı içerebileceği gibi çocuğun vajina ya da anüsüne cinsel organ ya da başka şeylerin sokulmasını içerebilir.

Cinsel tacizin diğer formlarının saptanması ise güç olabilir. Bir yetişkinin cinsel organını çocuğa göstermesi, çocuğa pornografik ya da açık saçık materyallerin gösterilmesi veya pornografik materyal üretmek amacıyla model olarak kullanılması bunlar arasında sayılabilir.

Çocuğa yönelik taciz ebeveyn, üvey ebeveyn, kardeş ya da başka bir akraba gibi aile içindeki kişilerden veya komşu, arkadaş, bakıcı, öğretmen ya da yabancılar gibi ev dışındaki kişilerden gelebilir.

Buna karşın, tacizlerin genellikle çocuğun tanıdığı ve çocuk üzerinde otorite kullanabilecek kişilerden kaynaklandığı görülmektedir.

Tacizin aile içinden biri tarafından yapılması, tekrarlayan nitelik arz etmesi, şiddet ve zor kullanılması veya şiddet ve zor kullanma tehdidinin olması ruhsal sorunların ağırlığını arttıran unsurlardan bazılarıdır.

Cinsellik içeren her türlü söz, fiil ve materyalle bir çocuğa yakınlık kurmaya çalışmak anlamına gelen taciz, duygusal ve fiziksel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Duygusal taciz, çocuğun duygularının cinselliğe alet edilmesidir. Örnek olarak, cinsellik içeren konuşma, görsel malzeme, fıkra, oyun, film ya da istismarcının “bana dokun” gibi yönlendirmeleridir.

Fiziksel taciz, cinsel içerik taşıyan dokunmalar da dahil tecavüze giden tüm saldırgan davranışlardır.

Uzmanlara göre taciz, geride şahit bırakmayan, mağduru bile suçu gizlemeye yönlendiren tek suçtur!

Psikiyatr Leyla Alkaş’a göre taciz edenlerin %80 i çekirdek ve geniş aileden çıktığı kanaatinde.

Pedagog Adem Güneş, rehabilite edilmeyen mağdurların ömür boyu büyük bir yükle yaşamak zorunda kaldığına dikkat çekiyor: “Taciz bütün hayat akışını değiştiriyor. Bu değişiklik kız ve erkekte farklı seyirde gerçekleşiyor. Erkeklerin en büyük problemi kimlik krizi… Yaşadığı tacizin yol açtığı iç çatışma, birçok erkek çocuğunu cinsiyet değiştirmeye kadar götürebiliyor. Kızlar bir ömür namus konusundaki farklılığı düşünüp aşamadığı zaafları var zannediyor. Taciz yaşamış bir çocuk (hatta ailesi) mutlaka terapi sürecine girmeli. Çünkü tacizin yıkıcılığı hiçbir suç ile kıyaslanamayacak derecede büyük.”

Gerçek yaşamdan alındığı söylenen bir filmde,1960’larda dört erkek çocuk, yaşlı bir adamın yaralanmasına neden olurlar. Bir yıla yakın hapsolan dört arkadaş, ıslahevindeki gardiyanların kötü muamelesine maruz kalır. Burada dayak yiyen, onurları zedelenen ve cinsel istismara uğrayan bu dört arkadaş, 13 yıl aradan sonra gardiyanlarından intikam alma fırsatını yakalar.

“Gözlerimi kapatınca hep aynı yeri görmekten kurtulmak istiyorum” cümlesiyle ruhlarındaki hapishaneyi ifade etmeleri, cinayet, serbest kalma süreci ve iki arkadaşın aynı yaşta farklı nedenle ölümleri, geride kalanlardan birinin hiç evlenmemesi… Yaşananlar ve sonuçları bakımından önemli ipuçları vermektedir. (Kardeş Gibiydiler, film)

ENSEST

Cinsel istismar aile içi ve aile dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ensest ilişkide aile dışında yaşayan geniş ailenin diğer bireyleri de alınmaktadır. Aile içi cinsel istismarın içinde yer alan ensest ilişkide istismarcı ve kurban arasında kan bağı vardır ve yasal olarak evlenmeleri yasaktır. Bununla beraber üvey babalar ve birlikte yaşayan partnerler de aile üyesi sayılırlar ve çocuğun psikolojik açıdan ebeveyni durumundadırlar. Bu rollerdeki yetişkinlerin içinde yer aldığı cinsel istismar “aile içi” olarak kabul edilmektedir.

l24Ensest, aileyi oluşturan bireyler tarafından çocuğa ve gence yönelik yapılan her türlü cinsel eylemdir.  Başka bir tanımla çocuğun, ailesinin birey ya da bireyleri tarafından cinsel amaçlar uğruna kötüye kullanılmasıdır.

Bugün bu terim toplumumuzda “evlenmeleri ahlakça, hukukça ve dince yasaklanmış (nikah düşmeyen) yakın akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişkide bulunmaları” anlamına gelmektedir.

Ensestte dikkati çeken en önemli noktalardan birisi, ana-babaların ya da ebeveynlerin davranışlarındaki travmaya neden olan farklı yaklaşımdan ziyade olguda cinsel ilişkinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasıdır.

Son yıllarda ensest genel bir yaklaşımla çocukta cinsel istismar olarak değerlendirilmesi ve sadece cinsel ilişkinin gerçekleştiği durumları değil tüm cinsel içerikli davranışları içermesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Ensest, binlerce yıldan beri bazı istisnalar dışında tabu olarak kalmıştır.

Eski Yunan Uygarlığında bu konu çok konuşulmuş ve gündeme gelmiştir. Bu konudaki en önemli eser Sofokles’in Oidipus isimli tragedyasıdır. Yunan mitolojisindeki Oidipus, Thebes kralı Louis ile kraliçe Jacostanın oğludur. Louis, kahinden oğlunun kendisini öldüreceğini ve annesiyle evleneceğini öğrenir. Oğlu doğunca topuklarına bir diken batırarak ölmesi için bir dağa bırakır. Fakat çocuğu bir çoban bulur ve çocukları olmayan kral Polybus ve eşi Merope’ye götürür. Onlarda çocuğu evlat edinir. Oidipus delikanlılık çağına geldiğinde sokakta bulunmuş bir çocuk olduğunu öğrenir. Buna inanmayan Oidipus Apollodan ana-babasının kim olduğunu sorar. Apollo ona kaderinde babasını öldürmek ve annesiyle evlenmek olduğunu söyler. Oidipus Apollonun Polybus ve Meropeyi kasttetiğini sanır. Onları terk eder ve yolda bir kavgaya tutuşur. Louisi öldürür, Louis gerçek babasıdır. Thebes şehrine gider. Şehrin bilmecesini çözerek şehri zalim Sphynxteten kurtarır. Ödül olarak Thebes halkı onu kral ilan eder ve kralın dul karısı Jacosta ile evlenir. Jacostanın Oidipustan dört çocuğu olur. Günün birinde  Oidipus tüm gerçeği öğrenir. Jacosta kendini asar, Oidipus da babasını öldürmenin ve annesiyle evlenmenin cezasını kendi elleriyle vererek gözlerini kör eder ve kızıyla birlikte şehirden kovulur.

Bunun dışında Yunan mitolojisinde Zeus’un kardeşi Hera ile evlenmek için babasını öldürmesinin hikayesi vardır. Tevratta Kabil ile Habil kendi ikiz kardeşleriyle evlenmişlerdir. Zaten kainatın ve insanlığın yaradılışını tek bir kaynaktan köken aldığını açıklamaya çalışan tüm dini inanışlarda ensest ilişkilerin kaçınılmaz olarak üreyebilmek için var olduğu görülmektedir.

İnsanlarca bilinen her kültürde ensest tabusunun değişik şekilleri olduğu gibi bazı ensest biçimlerine de müsaade edilmiştir.

Bazı güç sahibi ailelerde ensest ilişkiler desteklenmiştir. Örneğin Mısır, İnka ve Hawai kraliyet ailelerinde kardeş evlilikleri desteklenmiştir. Ancak sakat doğumlarla ensest, ilişkilerdeki biyolojik engelleyici güç görülmeye başlanmıştır. Artmış genetik risk, insanları ensest ilişkiden uzaklaştırmaya başlamış ve bu nedenle Musevilik ve Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde evlilikleri yasaklanmış kişilerin listeleri oluşturulmaya başlanmıştır.

Çoğu ensest olayı tesadüfen başka bir araştırma veya hastalığın semptomlarının araştırılması üzerine ortaya çıkmaktadır. Olayın kurbanlarının suçluluk, utanma ve dışlanma korkuları olayın bildirilmemesi ve ortaya çıkmamasına neden olmaktadır.

Genel olarak mahkeme kayıtlarında ensest milyonda bir olarak görülürken, çocuk psikiyatrisi kliniklerinde %3,8, genel toplumda ise %0,5 olarak görüldüğü bildirilmektedir. Kadın psikiyatri hastalarında ise oranın çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

İngiltere’de polise bildirilen olgular 1960’lardan beri hep aynı düzeyde yıllık 300-350 olgu olarak kalmaktadır.

1953’de Amerika’da yapılan bir çalışmada 12000 kadın ile yapılan görüşmeler sonucu ensestin görülme sıklığı %4 olarak, 1960 yıllarında ise cinsellik kavramının konuşulmaya başlanmasıyla bu konudaki araştırmaların arttığı ve rakamlarda yükselme görüldüğü saptanmıştır. O yıllarda yapılan bir araştırma, Amerika’da 12- 15 milyon kadının geçmiş dönemlerde enseste maruz kaldığını ortaya çıkarmıştır.

1972 yılında ABD’de 200-300 bin kız çocuğuna cinsel temas ve 5000 baba-kız ensest ilişkisi hesaplanmıştır.

Dünyada ve Türkiye’de kesin rakamlar bilinmemektedir.

t4Ensest Sonucu Doğan Bebekler

Aile içi cinsel saldırıların bir kısmında mağdurlar gebe kalmaktadır. Tecavüz sonucu gerçekleşen gebeliklerin 20. haftaya kadar medikal ya da cerrahi yöntemlerle sonlandırılması yasal olarak mümkündür. Ancak aile içi cinsel istismar sonucu oluşan gebeliklerin bir bölümü bu süreden daha geç bir dönemde tespit edilmekte, bazı durumlarda da gebeliğin sonlandırılması gebe çocuğun sağlığı açısından tehlikeli olmaktadır.

Türkiye’de uzmanlar, ensest sonucu doğan bebeklerin aileleri tarafından sahiplenilmediğini, ensestin yargıya yansımadığı durumlarda bebeğin öldürülmesi, terk edilmesi, aileden başka birilerinin nüfusuna geçirilmesi gibi, olayı gizli tutmaya yönelik davranışlara rastlandığını belirtmektedir. Ensestin yargıya yansıdığı hallerde ise doğumun ardından bebek çoğunlukla SHÇEK yuvalarından birine yerleştirilmektedir. Bu bebeklere buluntu bebek statüsünde kimlik kaydı yapılmakta ve velayetleri kuruma devredilmektedir.

Ensestle Birlikte Gelenler; Gebelik, Bekaretin bozulması, Doğum, Boşanma, Cinayet, İntihar…

Ensest çoğu zaman yol açtığı sonuçlar nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Mağdurun evlendiğinde bakire olmaması, gebelik ve doğum, istismarın boşanma nedeni olarak ifade edilmesi, ensest ilişkiyi saklamak ve cezalandırmak için işlenen cinayetler ve intiharlar ensestin ortaya çıkmasında en sık rastlanan dolaylı nedenlerdir. Özellikle yargıya ulaşabilen vakalarda başka suçların da olayın içinde olmasına sıkça rastlanmaktadır. SHÇEK’e ulaşan ensest vakalarında da gebelik ve doğum sonrasında ortaya çıkan vakalar yoğunluktadır.

Hukukçular ve SHÇEK’te çalışan uzmanlar, kendilerine yansıyan olaylarda tacizin niteliğinin daha ileri boyutlara ulaşmış olduğu gebelik gibi durumlarla daha yaygın karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Bu olaylar yıllarca enseste maruz kalıp bunu ifade edememiş bir kız çocuğunun evlenip bakire olmadığı için eşi tarafından istenmemesi hatta öldürülmesine kadar gidebilir. Ensest, kurtulmak için evden ayrılan ve fuhuşa sürüklenen küçük yaşta kız ya da erkek çocuk sorgularında ya da aileden birinin, mağduru ya da saldırganı öldürmesiyle de ortaya çıkabilmektedir.

“Ailenin namusunun kirlenmesi” düşüncesi beraberinde “namusun temizlenmesi” çabasını getirmektedir. Bu noktada ensest mağduru kişinin tacize uğramış olmaktan dolayı yaşadığı mağduriyet ya da saldırganın suçlu olması ve bu suçun ortaya çıkarılması arka plana itilmekte, namusun temizlenmesi ön plana geçmektedir. Bir başka durumda ensest, aile tarafından fark edildikten sonra mağdur kız çocuğu kendisinden büyük yaşta biriyle evlendirilebilir. Sebepsiz görülen intiharların altından ensest ortaya çıkabilir.

Namus cinayetlerine örnek olarak, “Ben hiç günah yapmadım” diyen ses, amcası tarafından istismara uğrayan, hakkında ölüm kararı verilen, öldürme görevi ise amcaoğluna verilen, daha sonra gerçeğin ortaya çıkmasıyla öldürülmekten kurtulan genç bir kızın sesi ve hikayesidir. (Mutluluk, adlı film )

Bir psikoloğun aktardığı bir olayda, ensest cinayetin ardından açığa çıkmıştır. Bu olayda yaşlı bir adam oğlunu ve torununu öldürmüştür. Cinayetten kısa bir süre önce torununun doğum yapması üzerine baba-kız ensestini fark eden dede, durumu ihbar etmek yerine hem saldırganı hem de mağduru öldürmüştür.

Ensestin Yaygınlığı

 Cinsel istismarların büyük bir çoğunluğu bildirilmeyip gizli kaldığı için kesin bir oran vermek mümkün olmamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tahminlerine göre 2002 yılında 150 milyon kız çocuk ve 73 milyon erkek çocuk, 18 yaşından önce cinsel ilişkiye zorlanmış ya da diğer cinsel şiddet türlerine maruz kalmışlardır.

Yapılan çalışmalara göre ensest çok erken yaşlarda bebeklikten başlamakta ve uzun yıllar sürmektedir. Amerikan Suç Örgütü Komitesinin raporuna göre cinsel istismar çocukların % 55’inde 5-10 yaş arasında, %40’ında 10-16 yaş arasında başlamaktadır. Cinsel istismarın başlama yaşı klinik olmayan örneklerde bebeklikten 17 yaşına kadar olabilir, ortalama başlama yaşı 9’dur. Klinik örneklerdeki karşılaştırmalarda erkek çocukların ortalama mağduriyet yaşı, kız çocuklarına oranla daha büyüktür.  Erkek çocukların daha çok aile dışından, başka çocukları da istismar ettiği bilinen kişiler tarafından istismara uğradığı bildirilmektedir.

Amerika Adalet Bürosu, cinsel istismar mağdurlarının %20’sinin babası tarafından istismar edildiğini bildirmiştir. Finkelhor 1 milyon Amerikalının baba-kız ensesti mağduru olduğunu ve her yıl 16.000 yeni vakanın eklendiğini belirtmiştir. Amerika Suç Önleme Komitesinin raporuna göre saldırganların %31’i baba/üvey babadır.

Kanada Adalet İstatistikler Merkezine göre çocuklara yönelik cinsel istismarcıların %39’u  ana-babalar, %32’si kardeşler, %28’i geniş aile üyelerinden oluşmaktadır.

Wiehe, 8 kadından birinin 14 yaşından önce, 6 kadından birinin 18 yaşından önce ensest yaşamış olduğunu bildirmektedir.

Ülkemizde sayısal verilere ulaşmak hem ensestin saklanması hem de ulusal kayıtların olmaması nedeniyle sınırlıdır. Cinsel istismar konusunda ulusal teslimiyeti olan ilk istatistiksel bilgi Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması 2009 verilerine dayanarak üretilmiştir. Henüz özet bulguları yayımlanmış olan araştırma sonuçlarına göre kadınların %7’si 15 yaşından önce cinsel istismara maruz kalmıştır. Saldırganların %60’ı kadınların tanıdıkları biridir. Ancak görüşmeler kadınlarla sınırlı olduğundan cinsel istismarın ve ensestin erkek çocukları arasında yaygınlığı bu araştırmadan çıkarılamamaktadır.

Klinik çalışma bulgularına göre ensest saldırganlarının %57’sini öz babalar, %4’ünü öz ağabeyler, %13’ünü yakın akrabalar, %26’sını ise ikinci dereceden akrabalar oluşturmaktadır. Yasal başvuruda bulunmuş, mahkemesi sonuçlanmış ya da süren vakalarda ise saldırganların %39’unu öz baba, %15’ini öz ağabey, %17’sini yakın akraba, %28’ini ise uzak akrabalar oluşturmaktadır.

TECAVÜZ

Diğer adıyla “ırza geçme” olan tecavüz, saldırganlığın ağır bastığı bir cinsel saldırı olarak tanımlanmaktadır. Erkeğin, bir kadın veya erkekle onun isteği ve rızası dışında, güç kullanarak, korkutarak veya ilaç/alkol gibi bir madde ile yargılama yeteneğini etkileyerek ya da rıza gösterme yaşının altında olan bir çocukla yaptığı cinsel girişimlerin tümü ırza geçmedir. Kısaca tecavüz cinselliğin değil saldırganlığın ifadesidir!

TCK’nın 416. maddesinde cinsel tecavüz “ırza geçme” kavramı ile açıklanmakta ve bu kavram “iki kişi arasında bir cima (çiftleşme) fiili” olarak tanımlanmaktadır. Yasa aynı zamanda, cinsel tecavüzde zorlama veya şiddet ya da tehdidin kullanıp kullanılmadığını da aramıyor. Suçun mağdurunun erkek veya kadın olabileceğine işaret eden fakat failin daima erkek olduğuna ve suçun kasten işlenmesi gerektiğine dair Yargıtay kararı da var. (Y.5.CD. 11.3.1992. 490/793)

Yasa, gerçekleşmiş ve girişim aşamasında kalmış tecavüz vakaları arasında da bir ayrım yapmakta ve cinsel birleşme olmaksızın yapılan cinsel arzuların tatminine yönelik davranışları “ırz ve namusa tasaddi (girişim)” suçu olarak hüküm altına almaktadır. Ayrıca yasa suçun oluşmasında 15 yaş sınırı koymamakta ve bu yaştan büyüklere yapılan cinsel yaklaşımlarda rızanın varlığını veya yokluğunu aramaktadır. 15 yaşın altında olanlarda ise rızanın olup olmadığına bakılmaksızın, işlenen cinsel suç hüküm altına alınmaktadır.

t7Cinsel tecavüz her şeyden önce yasalarla tanımlanan bir suçtur. Bu suç planlanarak işlenir ve tekrarlayıcı niteliğe sahiptir. Suçun işlendiği yer genellikle, tecavüzcüye yakın bir yerde oturan kurbanın evi veya çalıştığı yer olabilirse de suç mekanı ve koşulları vakadan vakaya değişebilir.

Tecavüze uğrayan kişi hem bedensel hem de psikolojik boyutları olan çok ciddi bir “travma” yaşar ve olay yaşanırken çok şiddetli bir “panik” hali ile birlikte “hayatta kalma” endişesi hatta mücadelesi taşır.

Kaçırılarak tecavüze uğrayan ve ailesinin zoruyla evlendirilen kişilerde var ve bu da kısacası ömür boyu cinsel tacize yol açmaktadır.

Tecavüzün en belirgin etkisi, kişinin ruhsal dünyasında yol açtığı derin ve kalıcı tahribattır. Böyle bir saldırıya uğramış kimselerde gözlenen ruhsal belirtiler iki döneme göre ve “Tecavüz Örselenme Sendromu” kavramı ile açıklanmaktadır.

Tecavüz sonrasında yaşanan ilk dönem akut dönemdir. Bu dönem, saldırıya uğradıktan hemen sonra başlar ve günlerce veya haftalarca ya da aylarca devam eder. Akut dönemin en belirgin özelliği, tecavüz anılarının sık sık ve istemeden anımsanması, konunun zihni sürekli meşgul etmesi, duygularda donma ve çevresel uyarılmaya karşı aşırı duyarlılıktır. Tecavüzden sonraki ilk birkaç gün ve birkaç hafta içinde tekrarlayıcı korkular, aşırı dikkat ve yalnız kalmaktan kaçınma gözlenen ortak belirtilerdir. Akut dönemde kişiler sık sık şok, inkar ve inançsızlık duygularını yaşar ve utanma, kendini suçlama veya güçsüzlük ifadelerinde bulunurlar.

Tecavüz kurbanları, saldırıdan sonraki günlerde başlarından geçen olayı inkar ederek, yaşamlarına yeni bir düzen verme çabası içine girebilir. Bu kişilerin günlük yaşamlarını, adres ve telefonlarını değiştirmeleri ve toplum içinde kendilerini gizleme eğilimi göstermeleri, bu çabaların ifadeleridir.

Akut dönemin ardından, tecavüzün uzun vadedeki etkileri ortaya çıkmaya başlar. Tecavüzün üzerinden zaman geçtikçe kurbanlar, başta kendilerine tecavüzde bulunan saldırgan olmak üzere tüm erkeklere, içinde yaşadıkları sosyal ve yasal düzene ve kendi ailelerine sık sık öfke ve kızgınlık tepkileri göstermeye başlar. Bu tepkiler aslında kurbanın yaşadığı derin psikolojik acının, utanma ve çaresizlik duygularının dışa vurulmasıdır.

Bunların ifade edilmediği vakalarda, ruhsal çöküntünün gelişmesi ve intihar olasılığı göz ardı edilmemelidir. Araştırmalar, cinsel tecavüze uğramış kişilerin beşte birinden daha fazlasının ya intihar girişiminde bulunduklarını ya da alkol ve uyuşturucu madde kullanmaya yöneldiklerini göstermektedir.

Cinsel tecavüzden sonra mağdurlar, günlük yaşamlarını sürdürebilecek düzeyde bir düzelme göstermelerine karşın, araştırmalar bu kişilerin yaşamlarının normale döndüğü duygusuna uzun yıllar sahip olamadıklarına işaret etmektedir.

t17İSTİSMARIN ETKİLERİ

“Bir zararı belirlemek soğan soymaya benzer, her birinin altından başka bir şey çıkar.”

Tacizin çocuklar üzerinde uzun veya kısa vadeli, psikolojik ve fiziksel birçok etkisi vardır. Genel olarak:

Korku: Saldırganın çocuğa baskı uygulayıp, olanları başkalarına söylememesi, sır kalması konusunda söz verdirmesi ve bunun sonucu olarak da çocuğun sonuçlardan korkarak olup bitenden bahsedememesi, başkaları tarafından inanılmayacağı düşüncesi ve yalnız kalacağı, terk edileceği düşüncesi,

Çaresizlik/Güçsüzlük: Çocuğun kendini çaresiz, seçeneksiz hissetmesi ve çoğunlukla kendi hayatı hatta kendi vücudu hakkında bile söz sahibi olmadığı düşüncesi,

Suçluluk ve Utanç: Çocuğun bir şeylerin yanlış gittiği düşüncesiyle başkalarını değil kendini suçlu hissetmesi. Saldırganın etkisiyle kendini kötü bir insan olarak görmesi,

Kendini Sorumlu Hissetme:  Saldırganın zorlama ve baskıları nedeniyle gerçekleri söylediğinde ailesinin darmadağın olacağı, her şeyin kötüye gideceği ve ne olursa olsun bunların olmasını engellemek için olanları saklı tutması gerektiği düşüncesi,

Soyutlama: Mağdur çocuklar diğer çocuklardan farklılaşır çünkü her zaman saklayacakları bir şeyler bulunur. Bunun sonucu olarak da çocuğun kendi ebeveynlerinden, kardeşlerinden ya da arkadaşlarından bir “sorunlu” damgası yememek için kaçması,

İhanet Hissi: Çocuklar anne babalarının kendilerini beslemesi, büyütmesi ve koruması gerektiğine inanırlar. Böyle bir olayın, çok sevdiği ve güvendiği ailesinin onu iyi koruyamadığı, yalnız bırakıp ihanet etmesinden dolayı gerçekleştiği hissine kapılması,

Mutsuzluk: Çocuğun –özellikle saldırgan çok sevdiği ve güvendiği biriyse- kendini yenik ve güvensiz hissetmesi,

Anımsamalar: Bu tür anımsamalar uyanıkken rüya görme şeklindedir. Bu anımsamaların bir koku, bir söz, bir yer ya da bu gibi hatırlatıcı her hangi bir şeyle dürtülmesiyle, çocuğun olay anını ve olanları hatırlayıp aynı şeyleri tekrar yaşıyormuş gibi hissetmesi psikolojik etkiler arasındadır.

Bunların yanında ayrıca kısa vadeli:

Hamilelik, cinsel yolla bulaşmış bir hastalık, yara gibi çeşitli fiziksel sorunların yanında; fobiler, sinirlilik, uyku ve yeme bozukluğu, okula gitmeme gibi sorunlarda bulunur.

Uzun vadede yetişkinliğe taşınacak etkiler de bulunabilir. Bunlar:

Sinirlilik, tedirginlik ve uyku sorunu,

Özgüven eksikliği,

Vücudunun zarar görmüş, kötü olduğu hissi,

Sömürülme ve kötüye kullanılma düşüncesine yönelik kırılganlık,

Toplumdan ayrışma,

Güven sorunu, kendisi hakkında bahsedememe ve bunların sonucu olarak sosyal ilişkilerde başarısızlık,

İştah bozuklukları,

Orgazm olamama, cinsel ilişkiye girme korkusu,

Ona bakıp, koruyamama ve iyi bir ebeveyn olmayacağı korkusundan dolayı çocuk sahibi olmak istememe,

Panik atak ve anımsamalar,

Bilinçaltından gelen suçluluk, öfke ve yeniklik hissi,

Travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlardır.

Bütün bu etkiler kişinin gelişimini ve değişimini doğal olarak etkiler.

Tacize uğramış çocuklarda “Cinsel Örselenme Sendromu” gözlenmektedir.

Başlangıçta cinsel istismar olayını “gizleme” söz konusudur. Bu durum, tacizi yapanın “bu bizim sırrımız, kimseye söyleme” tarzında yaklaşımı veya tehdidi, çocuğun çevrenin kendisine inanmayacağı endişesi, aile içi bir taciz ise ailenin dağılma endişesi gibi birçok nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Bundan sonraki aşamada çocuk kendini çaresiz hisseder.

Sonrasında ise çocuk kendini hapsolmuş hisseder ve daha sonrasında duruma göreceli uyum sağlar. Zamanla veya ergenin gücünü toplayarak gecikmiş, çelişkili, içinde bizi ikna edemeyen itirafı gerçekleşir. Sonrasında tekrar geri çekilme, hiç bir şey olmamış gibi davranma sergilenir.

Ayrıca bu çocuklarda, aşırı veya açıktan mastürbasyon, cinsel organları ile aşırı oynama, yetişkinlere veya çocuklara uygunsuz sarılma ve öpme veya ergenlikte flörte erken başlama sık gözlenmektedir.

t5Tacize uğrayan kız ve erkek çocukların farklı belirtiler gösterdiği söylenmektedir.

Kız çocuğu genellikle içine kapanır. Kendini suçlu hissettiği için kendine acımasız davranır. “Eğer ben şöyle yapmasaydım, böyle yapmazdı…” gibi.

Daha çok “depresif” davranış sergiler. Yıkıcılığı içe doğrudur. Psikolojik olarak her an içinde bir deprem yaşar ancak dışarı vurmamak için var gücü ile direnir. Dışa dönük herhangi bir davranış bozukluğu sergilememeye gayret sarf ederler. Yaşamayı çok sevdiği ve etrafta çok sevildiği halde, intihar etmiş kız çocuklarında bu türden bulgulara rastlanılmıştır.

Yaşadığı bu olayı en yakın arkadaşı ile “paylaşmak” ister. Bu paylaşımın nedeni, içinde kendisini rahatsız eden sorulara cevap aramaktır ve kendisinin suçlu olmadığının onayını arar.

Güç kazanmak yerine “güçlüye” sığınmak ister. Grup arkadaşlıklarında en güçlü olanın ilgisini çekmek ve onun koruması altında olmak ister. Erkeklere güvenini yitirmiş olabilir ama güçlü bir erkek arkadaşın şemsiyesi altında olmak onu rahatlatır.

Kendi vicdan muhasebesinde “çaresizdim” diye teselli eder. Bu durumu çevresine ağır işlerden kaçma, verilen görevleri “gücüm yetmez ki” şeklinde cevap verme ile yansıtır.

Kız çocuklarında “kimliksizleşme” eğilimi görülür. Kimlik inkarı iki şekilde dışa yansıyabilir. Kıyafetlerini erkek kıyafetlerinden seçmeye çalışır. Anlamsız zamanda anlamsız cinsel konuşmalar yapar, aşırı argo kelimeler kullanır, cinselliğe vurgu yapan küfürler eder ve cinsel içerikli fıkralar anlatır. Kendisine “tıpkı erkek gibi” denilmesi hoşuna gider. Kendinden daha büyük yaşlara ait kıyafetler giyer. Aşırı dekolte kıyafetler seçer. Yaşına uygun olmayan yoğunlukta makyaj yapar. Tacize uğradığı yaşı, görüntüyü ve kimliği üzerinden atmaya çalışarak daha farklı bir kimliğe bürünmek ister.

Oyun oynarken erkeklerin arasında bulunmayı tercih eder. Bilinçaltında babasını, ağabeyini ve erkek akrabalarını temize çıkarmak için erkek çocuklarla özellikle oynamak ister.

Erkek çocuk ise dışa dönük bir davranışa bürünür. Genellikle “maço davranış” adı verilen davranış bozukluğu içerisine girer. Etraftaki en değerli olayları, duyguları ve kuralları hafife almak suretiyle içindeki acıyı önemsememeye çalışır. Tüm ahlaki davranış kalıplarını küçümser.

Genellikle “agresif” olur. Her şeye çabuk sinirlenir. İçindeki ruhi çalkantıyı dışarı atmak için yıkmaya, kırmaya, dökmeye, devirmeye yönelik dürtü hisseder. Düzen içinde giden şeylerin düzenini bozmak ister.

Yaşadığı olayı herkesten “gizler”. Yaşadığı olayın duyulması halinde arkadaşları tarafından alay konusu olacağı ve dışlanacağı endişesini taşır. Çevresinde artık erkek olarak değil bir “homoseksüel” olarak algılanacağı endişesine kapılır.

Erkek çocuk “güç kazanmak” ister. Silahlara, kesici, dürtücü aletlere özel ilgi duyar. Hızlı arabalar ve güç gösterileri onun için vazgeçilmez fırsatlardır. Uğradığı bu olayın “güçsüzlüğünden” kaynaklandığını düşünür.

Cinsel tacizin “nedeni” konusunda “kandırıldım” diye kendilerini teselli eder. Kendisinin kolay kandırılan biri olduğunu göstermek için “saf” rolü oynar.

Erkek çocuk “kimlik ispatı” telaşı yaşar. “Ben hala erkeğim” diyerek kendini motive etmeye çalışır. Anlamsız, gereksiz zamanlarda kendisine “erkek” vurgusu yapar. Vücutlarındaki “kıllanmayı” erkek olmanın ispatı olarak etrafa gösterir. Homoseksüel ve transseksüellere karşı aşırı reaksiyon ve öfke sergiler.

Erkek çocuk kızlarla beraber olmak ve görünmek istemez. Onların oynadığı oyunlara katılmamaya özen gösterir. Kendisinin de kız gibi algılanacağı korkusunu yaşar.

Ekiplerin Oluşumu ve Görev Tanımları

İstismar olayları, insanlar bir ebeveynin çocuğa zarar verebileceğini kabul etmek istemedikleri, aile içi meseleye karışmak istemedikleri için ve yeterli eğitim alınmadığından dolayı atlanabilmektedir.

Çocuk istismarı, doğası gereği sadece belli bir grup uzmanın çalışmasından öte değişik grupların bir arada çalışmasını gerektiren bir olaydır. Disiplinler arası iletişim ve işbirliği son derece önemlidir.

Sosyal Hizmet Uzmanı: Bu konudaki en önemli çalışanlardan birisidir. Hem uzun vadede inceleme ve koruma altına aldıkları çocukları topluma kazandırma ve korumada önemli görevleri vardır.

Acil Hekimleri ve Pratisyen Hekimler: Genellikle olguların ilk geldiği yer acil birimler olduğundan olgunun atlanmaması büyük önem taşımaktadır. Olgularla sık karşılaştıklarından hizmet içi eğitimle bu tür olgularla karşılaştıklarında veya şüphelendiklerinde adli süreci başlatmaları ve konu ile ilgili birimlere durum iletilmelidir.

Pediatrist: Çocuk istismarı olgularında en sık karşılaşılan uzmanlardır. Olgularda dolaysız olarak direkt ilişkiye girerler. İstismar tanısını koyarak diğer uzmanların olaya müdahale etmesini ve adli prosedürün hızlı bir şekilde başlamasını sağlamada etkin görevleri vardır.

Çocuk Cerrahı: Pediatristlerle birlikte bu tür olgularla direkt olarak karşılaşırlar. Tanı koyma ve adli süreçte aktif rolleri vardır.

Klinik Psikolog: İstismara uğrayan olgularda çeşitli testler ve görüşme tekniklerinin uygulanması, çocuğun bakım ve rehabilitasyonunda önemli görevleri bulunmaktadır.

Psikiyatrist: İstismara uğrayan çocuk, istismar eden ebeveyn veya istismarcının psikopatolojik durumunu belirlemede önemli görevleri bulunmaktadır.

Jinekolog: Hamilelik süresince hamileliğin nasıl geçirildiği, gerek çocuk gerekse aile sağlığı açısından son derece önemlidir. Hamilelik süresince bebeğini istemeyen, kendisini ihmal eden, yetersiz beslenen, güç doğum yapan, ailesi veya çevresi tarafından desteklenmeyen veya bebeğine bağlanamayan bir kadın ileriki yaşamı için önemli sinyaller vermektedir.

Çocuk Psikiyatrisi: İstismarın belirlenmesinde, aile içinde kişilik bozukluğu ve ya mental hastalığı olan varsa onun saptanmasında, aile içi ilişkilerin, düzenin belirlenmesinde, hukuksal süreçte bilirkişi olarak çocuğun sonraki tedavi ve rehabilitasyonunda aktif görevleri vardır.

Adli Tıp Uzmanı: Olayın hukuk mekanizmasına yansımasında kilit görevi görür. İstismar olgularında çocuğun vücudundaki lezyonların eksiksiz ve doğru olarak belirlenmesi ve hemen rapor haline getirilmesi zorunludur. Olayın hukuka yansıması ve ispatlanması ancak adli tıp uzmanının hazırladığı adli raporla söz konusu olabilmektedir. Adli tıp raporu, olayın resmileşmesinde ve yargının çalıştırılmasında çok önemlidir.

Hukukçu: Özellikle çocuk istismarında hem ceza hukuku hem de medeni hukuk boyutu bulunmaktadır. İstismarın adli makamlara bildirimi ile birlikte hukukçular sürece dahil olur, suçlunun cezalandırılması ve çocuğun topluma kazandırılmasına önemli katkıları bulunmaktadır.

Çocuk Polisi: Alanında eğitilmiş görevlilerce olgu ile karşılaştıklarında travmatize olmalarını önlemek için olgunun ilgili klinik birime hızla ulaştırılması, olayın soruşturulması, hukuksal ve tıbbi açıdan büyük önem taşımaktadır.

Çocuğun cinsel istismarı ile ilgili söylediği her şey ciddiye alınmalı ancak çocuğun tekrar tekrar sorgulanmasından kaçınılmalıdır. Öykü ve psikolojik sorunlara ek olarak çocuğun cinsel istismarı tanısına katkıda bulunacak öncü alan tıbbi kanıtlardır.

t18AİLE DİZİMİNDE İSTİSMAR…

“Ensest karmaşıktır, pek çok biçimde çıkar karşımıza, bu nedenle genellemeler konusunda dikkatli olmalıyız. Kimi zaman şiddet ve suistimal o kadar zarar verici olur ki cinsel yönü arka plana düşer. Çoğu zaman yanlış giden bir sevgi girişimidir. Çözüm her çocuk için farklıdır, onun için terapistin tetikte olması gerekir. Önceden edinilmiş bir fikri feda etmek her zaman bir çocuğu feda etmekten iyidir,” der Hellinger.

Aileye bir bütün olarak bakıldığında çoğunlukla ebeveynin bir sorunu olduğu, çocuğun da bunu çözmelerine yardımcı olmak üzere işin içine çekildiği görülür. Ensest çoğu zaman bir aile problemidir ve ancak ebeveynin işbirliğiyle gerçekleşebilir. Bu şu anlama gelmektedir; her iki ebeveyninde –erkek ön, kadın arka planda olmak üzere- buna katıldığı ve her ikisinin de sorumluluğu paylaşmasıdır.  Ensest bir aile problemiyse çözüm ancak aile durumunun bir bütün olarak açıkça görülmesiyle mümkündür. Bu durumlarda çocukların her iki ebeveyni de sorumlu tutacak cesarete ihtiyacı vardır.

Hellinger, “Masum bir insanla suç yüklenmiş bir insana baktığımızda hangisinin ruhu daha dardır?” Masum olanın. Masum bir ruh küçüktür. Neden peki? Çünkü masumiyet peşinde koşan pek çok şeyi ruhundan uzak tutar. Böylece dar kalır, çocuk kalır. Daha önce ruhundan uzaklaştırmak istediğine bir yer verenler içsel olarak büyürler,” demektedir.

Bir aile içinde büyüyorsak bu aileye ait olabilmek için bir şeyleri dışlamak, bir şeyleri kötü ya da iyi olarak adlandırmak zorunda kalırız. Bu aileye aidiyetimizin bedeli de bazı şeyleri hayatımızda istemememiz olur. Ötekine kendi ruhumuzda yer vermemiz halinde belki iyi bir şeyin yolunu açacak olsak bile suçluluk hissederiz.

Bu ötekine kendi ruhumuzda ne kadar yer verirsek gerçekliğe de o kadar yaklaşmış oluruz. Bu da suçluluk duyduğumuzda suçu kabul edip ruhumuzda ona yer vermekle başlar. Bunun ardından kendimizi gerçi suçlu hissederiz ama buna karşılık dünyaya daha yakın ve diğer insanlara daha bağlı oluruz. Kendimizi daha güçlü hissederiz.

Ailede kimi zaman bazı kişiler dışlanır ya da hafızadan silinir. Kimse onları hatırlamaz olur. Ya da çoktan ölmüş birine takılır kalırız veya aileden birine kızar, onunla hiçbir ilişkimiz kalmasın isteriz.

Birisinin çok uzun süre yasını tuttuğumuzda ruhumuzun bir parçası onda kalır ve bu yalnızca yası tutana değil o kişiye de yük haline gelir. Diğerinde bırakılan parça geri alındığında o da serbest kalır. Bu kişiyi her nasılsa öylece, bütünüyle ve sevgiyle ruhumuza aldığımızda genişler ve tuhaf bir şekilde onun karşısında özgür de olunur. Sevgiyle ruhumuza aldığımız diğer kişiyi kazanırız, bizim bir parçamız haline gelir. Aynı zamanda biz ondan o da bizden özgür olmuş olur.

Basit bir örnekle; Ebeveyne ruhunda sevgiyle yer veren onlara sahip olur, kendini engin hisseder ve kişiye zengin bir armağan verilmiş gibi olur. Aynı zamanda onlardan ayrılmış olur. Onları aldığı için ebeveyn de ondan özgür olduğunu hisseder. Dolayısıyla ilginç bir aitlik vardır burada: Alarak genişler, bu sırada da özgürleşir. Onu sevgiyle aldığı için diğer kişi de ondan özgür olur. Ondan bir şey aldığında hiç bir şey kaybetmemiş aksine bu şekilde o da daha zenginleşmiştir. Tersi de geçerlidir bunun; bir şeyi almaktan kaçınırsa hem ona bir şey vermek isteyen kişi hem de bunu almaktan kaçınan kişi, her ikisi de yoksullaşır.

Hellingerin bu tür bir gözleme uzunca yer vermesinin nedeni, bu durumun ailede “psikoz”a yol açan dinamiklerle ilişkili olmalarıdır.

İnsanlık tarihi ne yazık ki savaşlarla dolu… Ölenler, geride kalan yaşamlar… Tüm bu insanlar, ait oldukları aileye ve ülkelerine “ruhsal” anlamda büyük bir yük, borç ve ipotek oluşturmaktadır. Bu ruhsal ipoteğin en ağır olanı ise psikoz oluşumudur.

Psikotik danışanlarla çalışıldığında ailelerinde bastırılmış, kabul edilmeyen bir şey olduğu görülür. Çoğu zaman tehlikeli bir şeydir bu. Sözgelimi birini öldürmüş veya öldürülmüş bir kişi kabul edilemez. Ancak ilerleyen süreçte, ailenin bir üyesi, bu olayın kurbanı ve failini farkında olmadan bilinçaltında temsil eder. Böylece psikotik olur. Kendini bir yanıyla kurban, diğer yanıyla da katil gibi hisseder. Fail ve katilin birbirlerinde sebep oldukları ve uzlaşamadıkları çatışma, o kişinin ruhunda yaşanır ve karmaşaya yol açar; tüm yaşam realitelerinden koparır.

Psikoz yani hastalık faili, suçluyu temsil eder, hasta ise kurbanı. Hasta bir kurban gibi davranır. Hasta, psikoza katiline davrandığı gibi davranır. Aile üyelerinden birinde psikoz varsa, aile bu hastalığa karşı bir faile duyulan dışlama ve korku ile yaklaşır. Aile, psikotik olan aile üyesini, failin kurbanını gördüğü gözle görür. Psikozun aile için neyi üstlenip aileyi nereye yönlendirdiğini anlamazlar.

t9Psikoz bir aile problemidir. Psikoza neden olan olay, genelde aile içinde yaşanmış bir cinayettir. Ve bu durum sonucunda, her yeni nesilde bir aile üyesi psikotik olur. Yani bu üye, diğer aile üyelerinin yerine bu kaderi üstlenir ve taşır. Aileden biri bunu alıp yüklendiğinde ve psikotik olduğunda, ailenin geri kalanı garip şekilde rahatlar. Çünkü aksi takdirde içlerinden başka biri psikotik olmak durumundadır. Bu korku ailede özellikle anne ve babalarda gözlenmiştir.

Ailede bu kaderi üstlenen, içten, derinden ve gizli bir şekilde en büyük sevgiyi taşıyandır. Bu sevgi kör sevgidir, çocuk ruhudur. Tamamen anne-babaya teslimiyettir. “Siz asla üzülmeyin, hastalanmayın, sizin yerinize ben hasta olur, ölebilirim. Sizin geçmişinizde bir suç varsa bunun faturasını ben öderim,” demektir.

Üstlenilen duygular, kişiye ait değildir. Sistemdeki bir kişiden bilinçsizce üstlenilir. Kişi, aileden dışlanan bir bireyden ya da büyük bir travmaya neden olan “ağır bir kader”den gelen duyguları taşımasıdır. Eşler genellikle çok sık üstlendikleri ve kendilerine ait olmayan duygularla çatışırlar. Kişi hep “hak ve düzen” için çatışma içinde olursa, aslında kendi ailesinde bu konularda mağdur olmuş birinin çifte çekimini yaşar. Bu yetişkinin değil, çocuğun duygularıdır.

Bu yüzden psikotik biri bireysel bir hasta gibi görüp tedavi edilemez. Tüm aile tedavi edilmeli, ailenin bütününe yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Hellinger; Franz Ruppert’in deneyimlerine göre manik-depresif psikoz rahatsızlığının temelinde sıklıkla bir ensest olduğuna dikkatini çektiğini, söylemiştir.

Ensest ne zaman ve hangi koşullarda olur? İçine kimi alır? Çünkü içinde oluştuğu bir ilişki ağı vardır.

Ensestte en sık rastlanan dinamik telafi gereksinimidir. Böyle ailelerde kadın sıklıkla kocadan uzaklaşır. Kötü olduğundan değil, aileyi terk etmek istediğini fark ettiğinden. Belki bu şekilde ölmüş bir kardeşi izlemek istemektedir. Aynı zamanda suçluluk da duyar ve gidebilmesi için neredeyse kendi yerine geçecek birini arar. O zaman yerine bir kızı geçer. Ama annesi onu bu konuma ittiği için değil. Saklı bir dinamik, gizli bir anlaşma vardır. Olgu, kadın için de kızı için de bilinçsizce gerçekleşir. Anlaşılması bu nedenle o denli güçtür.

Suç öncelikle erkeğindir. Sistemik nedenleri anlamasa da o ne yaptığını bilmektedir. Oynadığı rol bilinçdışı kaldığından kadın normalde ne yaptığını bilmez. Yani kadın kilitlenmiştir, erkek ise suçu taşır. Hepsi kilitlenmiştir.

Bununla birlikte geçerli ilke, kişinin ne yaparsa yapsın, ne kadar kilitlenmiş olursa olsun sonuçlarını üstlenmek zorunda olmasıdır. Erkek bunu kadının üzerine atamaz fakat kadının da kilitlenmiş olduğu ortaya çıktığında suçta kendi payını üstlenmek zorundadır.

Ailede işbaşında olan saklı dinamiğe adını koyarak herkesin sorumluluğunu ortaya çıkardığımızda ensesti durdurma olasılığı artacaktır. Kurban ve suçlu sistemik olarak birbirine bağlıdırlar ama bunun ne şekilde olduğu çoğu zaman bilinmez.

Gözetilmesi gereken önemli bir sistemik davranış yasası vardır. Üyelerinden biri itildiği ya da dışlandığında sistem kesintiye uğrar. Çözüm, sistemin bütününün saygı görmesini, dışlanan kişinin sisteme geri alınmasını ve sorumluluktan herkesin kendine düşen payı kabul etmesini gerektirir.

Sistemin bütünlüğüne hizmet edilmeli ve o korunmalıdır. Bu nedenle, dışlanmış olanlarla bağlantı kurulmalıdır. Suçluya yürekte bir yer vermeyi başarmadıkça bütün sistemle çalışılamaz. Yürekte yer vermek, ürkütücü olan açıklığa, yaşama, an’a teslim olmaktır. Geçmişte yaşanan ne varsa onaylamaktan geçer. Bu açıklık, var olana yönelmek, herhangi bir yargıda bulunmamak veya ayırt etmemektir. Bu içsel hareketin peşinden gidildiğinde, derin bir huzur ve denge ile karşılaşılır. Bu huzur ve denge, insanın kendisini, diğerlerini ve bir bütün olarak yaşamı onaylaması tarafından ayakta tutulmaktadır.

Sistemik psikoterapinin temel ilkesi her zaman çocuklara bakmamız ve onları bütün aile ilişkileri sistemi bağlamında dinlememizdir. Bu ailede neler oluyor ve çocuk için en iyisi nedir, diye sorulur. Çocuğun huzur bulması için ne gerek? Zihnimizdeki suçlu-kurban imgeleri, dikkatli olmazsak ilgili bireyleri ve tüm aile bağlamını görmemize engel olur.

Sistemik çalışmada insanlar ahlaki olarak yargılanamaz. Kurbanların kendilerine de başkalarının yaptıklarını daha başkalarına yapmaya iten sistemik baskıdan kurtulmaları için ailenin yeniden dengesini bulması gerekir. Sistemik denge, işleyen dinamikte herkesin “yerini” saptamamız halinde gerçekleşir. Suçlu genelde erkek olduğu için sorumluluğu çoğu kez zaten ortadadır. Bütün olayda genelde açık olmayan kadının payıdır. Aileyi bir bütün olarak anlamak için arka planda neler olduğunu ortaya çıkarmak gerekir.

Ensest sorununa ahlak yargılarıyla yüzeysel olarak yaklaşıldığında daha önemli bağlantılar kolayca yanlış değerlendirilir. Bunun kimseye bir yararı olmaz. En fazla cezalandırıcı olabilir. O zamanda ortada kötü ve iyi vardır. Ve zafer kazanan. Ama böylece belki de ruhlarda geriye bir savaş alanı bırakılmıştır. Savaşta çözüm yoktur, çünkü savaş bağlayıcıdır.

Deneyim kötülenir, suçluya zulmedilirse bu çocuğun ağırına gider. Hiddet dolu bir yaklaşım çözümü engeller ve kurbana zarar verir. Suçlu da olsa ebeveyn ebeveyndir. Kurban durumuna bile düşse çocuk suçluya bağlı ve sadık kalır. Bu nedenle de babası takibe uğrar, ahlaki ve fiziksel olarak mahvedilirse çocuk da ahlaki ve fiziksel olarak ölür ya da daha sonra kendi çocuklarından biri bunun kefaretini öder. Hiddet ve hiddetin dayandığı yasanın lanetidir bu.

Kurbanları gerçekten görecek olursak çok çeşitli deneyimler aktarırlar. Deneyim kimi zaman şiddet dolu ve aşağılayıcı kimi zamanda daha şefkatli hatta belki sevgi dolu ilişkidir. Bazı durumlarda ensestin cinsel temasın asla gerçekleşmediği ancak sonraki ilişkilerde çetin sorunlara yol açan bir türü söz konusudur. Bu tür ensest yasada bile bildirilmemiştir.

Her çocuk farklıdır. Eğer deneyim zevk verici olmuşsa, çocuğun zevk aldığını kabul etmesine izin verilmelidir. Ve eğer böyleyse bunu terapistin görmeye hazır olması gerekir. O zaman çocuğa cinselliği çekici bulsa ya da merak etse bile masum olduğu güvencesini verebilmelidir. Eğer acı verici ya da aşağılayıcı olmuşsa bunun da tanınmasına izin verilmelidir.

Haz ya da acı verici, deneyim her nasıl olursa olsun çocuğun tacizciye öfkelenme hakkı vardır, çünkü her durumda kendisine bir haksızlık yapılmıştır. Aynı zamanda öfke, iki insanı sıkıca birbirine bağlar ve oluşmuş cinsel bağın tanınmasını engelleyerek gelecekteki cinsel ilişkileri zora koşar. Danışanın öfkesini haklı gören, haklı bir tepki olarak destekleyen terapiler, danışanın çözüme ulaşmasını engeller. Öfke boşalımıyla uzun zamandır bastırılmış duyguların dışa vurulması başlangıçta yardımcı olsa da esas çözüme ulaştırmaz. Tacize uğrayan çocuğun masumiyeti iade edilmeli ve olaydaki çocuk rolüne geri dönmelidir.

Ensest sorumluluğunun tümüyle yetişkinlere ait olduğu tartışılmaz bir gerçektir ama bedelini ödeyen çocuk olur. Aile sistemleri böyle çalışır.

Yaygın bir biçiminde ensest, ailedeki -her zaman olmasa da genellikle ebeveyn arasındaki- verme alma dengesini telafi girişimidir. Durum bu ise suçludan bir şey esirgenmiştir, sözgelimi bu kişinin aile için yaptıkları takdir görmemiştir. Bu biçimde ensest ailedeki verme alma dengesini düzeltme girişimidir. Ensestin çok başka biçimi de vardır ancak sık rastlanan bir kalıp, kızı olan bir annenin çocuğu olmayan bir adamla evlenmesidir. Yeni kocanın çabaları değerlendirilmez, takdir edilmez, görmezden gelinir ve kimi zaman küçültülür ya da alay edilir. Eşler arasında erkeğin daha fazla vermesi, kadının da daha fazla almasıyla bir verme alma dengesizliği oluşur.

Ensestin daha ender biçimi de ailedeki bir dengesizliğin düzeltilmesinde yardım eden bir oğlan çocukla olanıdır.

Başka bir ensest biçimi de babanın daha önceki karısı ya da sevgilisi olduğu için annenin erkeği almaya cesaret edememesi, babası tarafından cinsel istismara maruz kalmış kızın da önceki sevgiliyi temsil etmek zorunda kalmış olanıdır.

Çoğu durumda ensest kurbanları kendilerini suçlu hisseder.

t12Tacize uğramış pek çok kız suçluluk duyguları yüzünden ileride kurban mesleği edinir. Fahişeler arasında çocukluğunda tacize uğramış pek çok kişi vardır; çocukken yaşadıklarını yetişkinliklerinde sürdürürler. Ensest ve cinsel taciz kurbanı olan rahibeler, görünüşe göre işlediklerini hissettikleri günahın kefaretini ödeme girişimi olarak manastıra kapanırlar. Diğer kurbanlar, acısını çekmiş olduklarının bedelini daha fazla hastalık ve acıyla ödeyerek ruhsal hastalıklara yakalanırlar ve kimisi intihar eder. Kimileri kendilerini çeşitli biçimlerde suistimal edilmeye bırakarak sanki “vicdan azabı çekmene gerek yok, çünkü ben gerçekten değersiz biriyim” der gibi suçluları sonuna kadar savunur. Bazılarının da kendileri birer suçluya dönüşür.

Burada çocuk için ek bir sorun vardır: İlk cinsel deneyim, ensest bir ilişki bile olsa normal olarak özellikle yoğun bir bağ yaratır. Birisiyle erken bir cinsel karşılaşma ile aralarında bağ kurulmuş çocuklar daha ilerdeki cinsel ilişkilerinde sorun yaşarlar.

Cinsel deneyim yoluyla suçlu ve kurban arasında oluşan bu bağ, çocuğun daha sonraki yaşamında başka bir partnere bütünüyle yönelmesine de engel olur. İlk bağ çok derinlere işlemiştir. Bu nedenle bu bağın çözülmesi çok önemlidir. Çünkü ortada kızın babasına duyduğu sevgi vardır ve bu sevgi takdir edildiğinde kız takdirle geri çekilerek kadın olarak başka bir erkeğe sevgiyle yönelebilir.

Irza geçme olayında cinsellik önemli bir büyüklük taşır.

Cinsellik, bütün yaşamın temelidir. İnsanın en önemli edimidir. Ölüm karşısında gerçekleşir. Çünkü cinsellik ölüm var olduğu için gereklidir.

Kendi geçiciliğini kendisi ortaya koyar. Çocuk yetiştiren bir çift, çocukların ana babadan daha uzun ömürlü olacağını bilir. Çocuk yetiştirerek ona bir de yer açmış olurlar. Ve cinsellik tehlikelidir. Ana baba, gebelik ve doğumun tehlikeli deneyimler olduğunu, kadının yaşamına mal olabileceğini bilirler. Bu açıdan da cinsellik ölümle yüz yüze yaşanır.

Sevgi olmasa da cinselliğin sonucu aynıdır. Üreme sevgisiz de olabilir, yine de sevgiyle yaşanması kadar önemlidir. Sevginin varlığı ya da yokluğu sonucu değiştirmez. Cinsellik sevgiden önce gelir, sevgiden daha büyüktür. Kimilerince durum belki tersidir ama cinselliğin çok derin düzlemde yarattığı bağ, sevginin ötesindedir. Alın yazısı gibidir bu.

Cinselliği dizginlemek zorunda oluşumuz bize bu güçlerin ne denli büyük olduğunu da gösteriyor. Şiddet yüklü cinselliği sadece hastalık olarak görmek doğru olamaz. Tecavüzü yaşayan kişi tarafından mahvedici olabilir. Sevgiyle yaşanan cinsellik de böyle olabilir. Sözgelimi kadın doğumda öldüğünde… Bu açıdan hiçbir fark yoktur. Her zaman bizi en derinden yakalayan ve tehlikeye atan bir şeydir bu.

Cinselliğin gücü ve şiddetiyle bu büyüklükte görürsek ona daha derin bir saygıyla yaklaşabiliriz. Onu yasa ve yasaklarla dizginleyebileceğini sanan, onun avucunda olduğumuz gerçeğini kavrayamayıp bastırmaktadır onu. Derin bir anlamda cinsellik bize tecavüz ediyor, sırtımızı yere getiriyor. Bunun uç biçimler alabilmesi tekil bir suçlunun değil, cinselliğin doğasında var olan bir şeydir.

Tecavüzde kötü bir nitelik kazanan cinsellik değildir. Cinsellik bundan etkilenmez, kötü olan koşullardır. Bununla birlikte cinselliğin çok derin etkileri olur. Taraflar bu sonuçları geri çeviremez, olmamış kılamaz. Kimi zaman kadın ırza geçmenin ardından hamile kalır. Çocuk alınsa bile sonuçlar ortadan kaldırılamaz. Ne ırza geçme, ne bu şekilde oluşan bağ, ne analık ne de babalık olmamış hale getirilemez.

Kurban tecavüzcüyü tanımasa da tecavüzle bir bağ oluşur. Çünkü cinsel ilişki, kişiler istesin ya da istemesin onları birbirine bağlar. Bağı kuran niyet ya da seçim değil bedensel eylemin kendisidir. Bu dinamik, bazı tecavüz ve ensest kurbanlarının suçlulara karşı takındıkları koruyuculukta gözlemlenebilir ve bu rastgele cinsel karşılaşmalar ömür boyu sürecek izler bırakır. Ahlaki değerlerden özgür davranmak ve farkında olalım ya da olmayalım, böyle deneyimlerin çok derin sonuçları olduğunu kabul etmek güçtür.

Tecavüzü yaşayan kadın, ölümün kıyısında olmayı deneyimler. Şiddet iş başındadır. Kadın bunu yönlendiremez, şiddetin ellerindedir. Boyun eğmiştir. Acıyı taşıyan sıfatıyla kadın, bağı ve sonuçlarını tanıyabilir, kabul edebilirse, bu ona özel bir güç ve değer kazandırır.

Ensest kimilerince çocuğun ruhunun öldürüldüğü şeklinde tanımlanıyor. Çocuk cinsellikle tehdit edici bir şekilde de olsa bu denli erken karşılaştığında yaşamın şiddetli gücüyle de temasa geçer. Bu deneyimi yaşayan, başka bir çocuğun sahip olamadığı güç ve derinliğe ulaşacaktır.

Çoğu hayat kadını ve tacize uğramış kız, babalarına bilinçsizce, “birisi suçu üstlenmek zorundaysa ben olayım” demektedir. Terapist olarak olayın bu yönünü gün yüzüne çıkardığımızda kız, sevgisinin büyüklüğünü ve bunun için ne yapmış olduğunu görür. Bu ortaya çıktığında yüzlere alışılmadık bir ışık gelir ve güçlerini hissedersiniz. Masum bir çocuk buna sahip olamaz. Pek çok tacize uğrayan kadında da eğer ensest travması aşılırsa özel bir “erdem” ve “güç” kazandığı görülmüştür.

kşTravmatik bir yaşantı iyileştirilebilir ya da en azından yumuşatılabilir. Bununla baş etmek üzere girişilen başka her şey, sözgelimi suçlama ya da kendini aşağılama tam tersi bir sonuç doğurur. Kadını olaya tutsak kılar.

“Ruhun, trajedinin ardından yaşamı destekleyen gücü mucizevidir, onun için ağır hasarın olduğu yerde bile hala umut vardır.” Bert Hellinger

 

 

  KAYNAKÇA 

1. Irıs GALEY, Babam Öldüğünde Ağlamadım, Arıon Yayınevi, Nisan 1994

2. Prof.Dr.Oğuz POLAT, Çocuk İstismarı, Seçkin Yayıncılık, Ocak 2007

3. Psikoterapist Mehmet ZARARSIZOĞLU, Duygular ve Vicdan, Yaşam Dizimleri ve Etnik Dizimler İle Barışa Uzanan Yol, İstanbul 2009, www.tsde.org.

4. Svagıto R. LIEBERMEISTER, Sevginin Kökleri, Mia Basın Yayın, 2007

5. Bert Hellinger, Gabriele Ten HÖVEL, Kabul Etmenin Özgürlüğü, Sistem Yayıncılık, Mayıs 2002

6.  Bert Hellinger, Yardım Etmenin Düzenleri, Pan Yayıncılık, Haziran 2007

7.  Bert Hellinger, Sevginin Saklı Simetrisi, Pan Yayıncılık, Eylül 2007

8.  Bert Hellinger, Sevgi Düzenleri, Sistem Yayıncılık, Ocak 2003

9.  Dr.H.Alp Karaosmanoğlu, Ensest ve İlişkili Sorunlar,  www.psikonet.com

10.Tecavüz ve sonrası,  www.sgdf.in

11.Tecavüz: İktidar Amaçlı Cinsel Saldırganlık, www.donusumkonagi.net.

12.Cinsel Tacize Uğramış Çocuklar, www.edebiyatdefteri.com

13.Sosyal Hizmet Uzmanı Sevgül ÖNCÜ, Aile İçi Cinsel İstismar (Ensest), http://www.toplumvesiyaset.com

14.Cinsel Tacizin Etkileri, www.pdrcyiz.biz

15.Pedagog Psk.Dan.Sevil GÜMÜŞ, Çocuk İstismarına Göz Yummayın, Türkiye Bilim Sitesi, www.genbilim.com

16.Türkiye Bilim Sitesi, Çocuk İstismarı,  www.genbilim.com

17.Avrupa Birliği Temel Eğitime Destek Programı (TEDP), Çocuğa Yönelik Cinsel İstismar

18.Zonguldak.Ram, Çocuk İstismarı ve Etkileri

19.Doç.Dr.Tümer Türkbay, GATA Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı, Çocuk İstismarı ve İhmali

20.Ankara Çocuk Dostu Projesi (ÇDP), Çocuğun Cinsel İstismarı

21.Nüfusbilim Derneği ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA),  Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak, Haziran 2009, ANKARA

22.Barry LEVİNSON, Lorenzo CARCATERRA (Kitap), Kardeş Gibiydiler (Sleepers), VCD- DVD, 1996 ABD

23.Zülfü LİVANELİ, Mutluluk, VCD-DVD, 2007 Türkiye

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 34 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: